İHKİB’in 2026 “Yeni İvme” Çağrısı ve Yol Haritası
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkan Yardımcısı Mustafa Paşahan’ın “2026’da yeni ivme” vurgusu, sektör için sadece bir temenni değil; 2024 ve 2025’in zorlu ekonomik daralmasından sonra stratejik bir yön değişimi olarak okunuyor. Paşahan, aynı zamanda Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Konseyi Üyesi ve hazır giyim sektöründe uzun yıllardır aktif olan bir iş insanı olarak, sektörün ihracat-üretim-istihdam eksenindeki dönüşüm ihtiyacını daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor.
2025’te ihracat ve istihdam cephesinde yaşanan baskının ardından, 2026 için çizilen yol haritası net: “Hacim” odaklı büyüme yerine “değer” odaklı rekabet; yani daha yüksek birim fiyat, daha sürdürülebilir üretim ve daha güçlü pazar çeşitliliği.
Haber Hızlı Özeti
- Sektör 2025’i yaklaşık 17 milyar dolar ihracat bandında kapattı; 2026’da hedef yeniden 20 milyar dolar bandının üstü.
- 2025’te ihracat gerilerken istihdam 520 bin seviyelerine indi; 2026’da istihdamın “kemikleşmiş” bir eşiğin altına düşmemesi kritik.
- Rekabet artık yalnızca fiyatta değil: sürdürülebilirlik, izlenebilirlik ve verimlilik 2026’nın ana belirleyicileri.
1) 2026 “Yeni İvme” Neden Şimdi?
Sektör, 2022’de yakaladığı yüksek ihracat seviyesinden sonra küresel talep daralması ve içeride artan maliyetlerle sert bir sınav verdi. 2026’ya girerken İHKİB’in “ivme” söylemi, iki şeyi aynı anda ifade ediyor:
- Talep tarafında kademeli bir toparlanma beklentisi,
- Toparlanmanın kalıcı olabilmesi için Türkiye’nin rekabetçiliğini yeniden kurması.
Bu nedenle 2026, “kendiliğinden iyi gelecek bir yıl” değil; doğru hamlelerle iyiye çevrilebilecek bir karar yılı.
2) 2025’in Bilançosu: İhracat Daralması ve İstihdam Eşiği
2025, hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe hem ihracat hem de istihdam tarafında zor bir yıl oldu. Sektör 2025’te yaklaşık 17 milyar dolar bandında kapanışa yönelirken, önceki yıla göre gerileme yaşandı. İstihdam ise Eylül 2025 itibarıyla 520 bin seviyelerine düşerek üretim kapasitesi açısından “alarm” seviyesine işaret etti.
Bu tablo 2026 hedefini doğrudan bir süreklilik meselesine dönüştürüyor: sipariş geri gelse bile, finansman zayıflar ve insan kaynağı kaybedilirse büyüme kırılgan kalıyor.
3) Rekabetçilik Sorunu: “Hacim” Değil “Değer” Dönemi
Paşahan’ın mesajının merkezinde şu tespit var: Türkiye’nin üretim maliyetleri rakiplerine göre daha hızlı arttı ve bu da fiyat tutturmayı zorlaştırdı. Özellikle Asya’daki düşük maliyetli üreticilerle rekabet ederken, Türkiye’nin avantajı artık yalnızca hızlı teslimat olamaz; ürün değeri ve kanıtlanabilir sürdürülebilirlik de aynı paketin içinde yer almak zorunda.
Bu yüzden 2026 için yeni hedef netleşiyor:
- Standart ürünlerde “fiyat savaşı” yerine,
- Daha yüksek katma değerli, tasarım ve fonksiyon içeren ürünlerle,
- Birim gelir artışı yakalamak.
4) İhracatın Yeni Koordinatları: Neden ABD ve Neden Şimdi?
Avrupa hâlâ en büyük pazar olmaya devam ederken, 2026’da pazar çeşitliliği hiç olmadığı kadar stratejik bir başlığa dönüşüyor. Avrupa’daki talep dalgalanmaları ve artan regülasyon baskısı, Türk ihracatçısını ABD pazarına daha güçlü yöneltiyor.
2026’da New York ve Los Angeles gibi moda ve perakende merkezlerine yönelik ticaret heyetleri, Türkiye’nin ABD’deki pazar payını büyütme hedefinin vitrini olarak görülüyor. Bu stratejinin arkasındaki temel düşünce şu: Avrupa’da “daha regüle, daha seçici” bir tedarik dönemi başlarken; ABD’de doğru kanallara giren üretici, birim gelirini daha hızlı yükseltebilir.
5) “Kilogram Değeri” Sıçraması: 2026’nın Asıl Hedefi
Türkiye’nin genel ihracat kilogram değeri düşük kalırken, hazır giyim sektörü çok daha yüksek birim değere sahip. 2026 perspektifinde hedef, bu avantajı büyütmek:
- Standart tişört rekabetinden,
- Teknik tekstil içeren, fonksiyonel, sürdürülebilir ve “yüksek moda” segmentine,
- Böylece birim fiyatı yukarı çekmek.
Bu yaklaşım, 2026’daki toparlanmanın “daha çok satıp az kazanmak” değil; “daha az satıp daha çok kazanmak” üzerinden kurulabileceğini gösteriyor.
6) İstihdamda “Nitelikli Daralma” ve Yeni Meslekler
İstihdamın 520 bin seviyelerine gerilemesi, sektör için yalnızca bir sosyal gösterge değil; aynı zamanda kapasite ve kalite standardı açısından kritik bir eşik. 2026’da beklenti, istihdamın bu seviyelerde stabil kalması ve dönüşümle birlikte daha nitelikli bir yapıya evrilmesi.
Önümüzdeki dönemde sektörde daha fazla ihtiyaç duyulacak başlıklar:
- Dijital tasarım ve ürün geliştirme,
- Sürdürülebilirlik ve mevzuat uyumu,
- İzlenebilirlik (tedarik zinciri veri yönetimi),
- Kalite standardizasyonu.
Yani 2026’da sadece üretim operatörleri değil, “yeşil ve dijital yetkinliği” olan personel de rekabetin bir parçası olacak.
7) 2026’nın “Yeşil Duvarı”: Ürün Bazlı Şeffaflık ve Yeni Kurallar
2026’ya girerken Avrupa’da tekstil için yeni bir dönem şekilleniyor: atık yönetimi, döngüsellik, izlenebilirlik ve ürün bazlı veri. Bu, ihracatçılar için şu anlama geliyor:
“Artık sadece ürünü üretmek yetmez; o ürünün nasıl üretildiğini veriye dökebilmek gerekir.”
Markalar ve alıcılar; su, enerji ve kimyasal tüketimini; ürünün geri dönüştürülebilirliğini ve üretim zincirindeki şeffaflığı daha fazla sorgulayacak. Bu baskı, özellikle AB’ye çalışan üreticiler için 2026’da daha görünür hale gelecek.
8) İvmenin Mühendisliği: Kapalı Döngü ve Maliyet Kontrolü
2026’da rekabetçiliğin önündeki en büyük engel yüksek üretim maliyetleri. Üstelik “su maliyetinin enerji maliyetlerini zorladığı” yeni ekonomik düzende, verimlilik yalnızca enerjiyle sınırlı değil; su ve kimyasal yönetimi de maliyet savaşının yeni cephesi.
Bu nedenle 2026’da ivme yakalamak isteyen fabrikalar için öne çıkan stratejiler:
- Suyu geri kazanarak şebeke bağımlılığını azaltmak,
- Kimyasal geri kazanımla hammadde alımını düşürmek,
- Termal sistemlerde verimlilikle enerji tüketimini kontrol etmek,
- Süreçleri ölçüp raporlayarak hem maliyeti hem sürdürülebilirlik performansını yönetmek.
Unitop Aquacare ile 2026’ya Hazırlık: Kapalı Döngü ve Kaynak Verimliliğinde Yeni Standart
2026’da ihracatta yeniden ivme hedeflenirken, rekabetçiliğin sahada en hızlı güçlendiği alanlardan biri su ve kimyasal geri kazanımı oluyor. Boya-terbiye tesislerinde artan su yönetimi maliyetleri ve OSB’lerde sıkılaşan kısıtlar, firmaları kapalı çevrim (döngüsel proses) yatırımlarına yöneltiyor. Bu noktada Unitop Aquacare çözümleri; su geri kazanımı, ZLD (Sıfır Sıvı Deşarj) yaklaşımı ve kostik geri kazanım uygulamalarıyla, tesislerin şebeke suyuna bağımlılığını azaltmayı ve proses maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Özellikle MEE/MVR gibi verimlilik odaklı sistemlerin entegrasyonu, hem üretim sürekliliği hem de sürdürülebilirlik raporlaması açısından 2026’da ihracat müşterilerinin beklediği “ölçülebilir performans” ihtiyacına güçlü bir yanıt sunuyor.
Unitop Aquacare firmamız hakkında bilgi almak için iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç: 2026 Bir Karar Yılıdır
İHKİB’in “2026’da yeni ivme” mesajı, sektör için bir motivasyon cümlesinden fazlası: “Hayatta kalma” modundan “yeniden doğuş” dönemine geçişin çerçevesi. Bu ivme, geleneksel yöntemlerle değil; rekabetçiliği güçlendirecek mali ve finansal zeminin oluşması, pazar çeşitliliğinin artması ve işletme içinde verimlilik–sürdürülebilirlik dönüşümünün hızlanmasıyla mümkün olacak.
2026’ya girerken sektörün önünde iki yol belirginleşiyor:
- Ya artan maliyet baskısı altında hacim kovalayıp marjı kaybetmek,
- Ya da değer odaklı üretim, pazar çeşitliliği ve şeffaf sürdürülebilirlik ile rekabeti yeniden tanımlamak.

